Sarısülük İddianamesi Hazırlandı: Ölüm Nedeni; Dönme Hareketi

Sarısülük İddianamesi Hazırlandı: Ölüm Nedeni; Dönme Hareketi
Ankara'daki Gezi Parkı eylemleri sırasında Ethem Sarısülük'ün polis memuru A.Ş'nin silahından çıkan kurşunlarla hayatını kaybetmesi hakkında iddianame hazırlandı.
Ankara'daki Gezi Parkı eylemleri sırasında Ethem Sarısülük’ün, polis memuru A.Ş’nin silahından çıkan kurşunlarla hayatını kaybetmesi hakkında hazırlanan 15 sayfalık iddianamede Savcı Veli Dalgalı, havaya uyarı atışı sırasındaki “tabancasının dönme hareketinin etkisiyle ve yere paralel hale gelmesi konumunda iken atış yapması” nedeniyle Ethem’in yaralandığını ve olayda kasıt olmadığını savundu. Dalgalı, “meşru savunma sınırının kasıt olmadan aşılması” suçundan 1 yıl 4 aydan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

İŞTE İDDİANAMENİN AYRINTILARI

Gezi Parkı odaklı olaylar kapsamında Ethem Sarısülük'ün ölümüne ilişkin polis memuru A.Ş. hakkında hazırlanan iddianame Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 81. ve 27/1. maddeleri uyarınca "meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürmek" suçundan hazırlanan iddianamede, sanık polisin Gezi Parkı eylemlerine destek için 1 Haziran 2013'te Ankara'da gerçekleştirilen gösterilere ilişkin tedbirler kapsamında görevlendirildiği belirtildi.

Çevik Kuvvet'in, Güvenpark'ta düzen almasından sonra bölgedeki göstericilerin taş, demir bilye, sert cisimler ve maytap atarak polise saldırdığı belirtilen iddianamede, "göstericilerin saldırılarının yoğunlaşması ve Kumrular Caddesi'nden yaklaşık dört bin kişilik gösterici grubunun yaklaşması üzerine Güvenpark içerisinde ve YKM Alışveriş Merkezi önünde bekleyen Çevik Kuvvet birliklerinin Milli Müdafaa Caddesi ile Kumrular Caddesi'nin kesişme hattının yukarısına çekilme emri aldığı" bildirildi.

Sanığın da arasında yer aldığı Çevik Kuvvet birliğinin, arkalarındaki beton banklar, ağaçlar ve telefon kulübelerinin yanı sıra göstericilerin saldırıları sebebiyle hızlı ve düzenli çekilemediği, bazı polislerin telefon kulübelerinin üzerinden atladığı anlatılan iddianamede, sanık polisin de arasında bulunduğu bir grubun parktan en son çekildiği aktarıldı.

Çekilen gruba, göstericilerin yakın mesafeden taş ve sopayla saldırdığı, saldırılar nedeniyle beton bankların arasına düşen polisler olduğu, bazı polislerin ise kalkanlarını düşürdüğü belirtilen iddianamede, Güvenpark'tan çıkan A.Ş'nin Milli Müdafaa Caddesi ile Güvenpark arasındaki kaldırıma geldiğinde üzerine gelen bir göstericiyi uzaklaştırdığı ve yere düşen göstericiye doğru ilerleyip tekmeyle vurduğu belirtildi.

"POLİS TAŞLANINCA TABANCANIN MEKANİZMASINI ÇEKTİ"

Bu sırada metro çıkışı önündeki yaklaşık 40 kişilik grubunun A.Ş'nin üzerine gelerek taş atmaya başladığı bildirilen iddianamede, göstericiye tekme vurmadan önce tabancasını çeken sanık polisin taşlanınca tabancanın mekanizmasını çektiği, bu sırada namluyu yere doğru tuttuğu kaydedildi. A.Ş'nin, tabancasını omuz hizasından yukarıda tutarak havaya iki kez ateş ettiği, bu sırada geriye ve yana doğru çekildiği anlatılan iddianamede, sanığın arkasını göstericilere dönüp gitmek istediği sırada tabancayı tuttuğu elinin ve tabancanın bir an yere paralel hale geldiği, bu konumdayken tabancasını üçüncü kez ateşlediği bildirildi.

Bu sırada Ethem Sarısülük'ün elindeki taşı A.Ş'ye attıktan sonra uzaklaşmak için sola döndüğü ve tabancadan çıkan merminin sağ kulak hizasından Sarısülük'ün başına isabet ettiği kaydedilen iddianamede, A.Ş'ye, eylemcilere yaklaşmasından silahını üçüncü kez ateşlemesine kadar geçen sürede göstericilerce ondan fazla taş atıldığına işaret edildi.

İddianamede, "ateş edildiği esnada Sarısülük tarafından, ateş edilmeden 1/3 saniye önce, ateş edilmeden 1/2 saniye önce, ateş edildiği esnada ve üçüncü ateş esnasında atılan taşların, A.Ş'nin vücudunun muhtelif yerlerine isabet ettiği" aktarıldı.

"KAÇMAK İÇİN NAMLUYA MERMİ SÜRDÜM"

İddianamede, olay günü sanık polisin 112 Acil Servis ile hastaneye götürüldüğü, vücudunun bazı yerlerinde abrazyon olduğu, 3 defada toplam 16 günlük istirahat raporu düzenlendiği bildirildi.

İddianamede, A.Ş'nin soruşturma aşamasında verdiği ifade de aktarıldı. Buna göre sanık polis, "gösterici grubun kendisine taşlarla saldırdığını görünce linç edileceğini düşündüğünü, kaçmak istediğini, kaçmak için fırsat yaratmak amacıyla namluya mermi sürdüğünü" anlattı.

Bunu yaparken tabancanın namlusunu yere tuttuğunu, daha sonra namluyu omuz hizası üzerine kaldırarak, havaya ateş etmeye başladığını ifade eden A.Ş, "bir taraftan uyarı amacıyla havaya ateş ederken, bir taraftan da kendini kurtarmak için geriye doğru adım atıp, gösterici gruptan uzaklaşmaya çalıştığını" söyledi. A.Ş, ateş ettiği sırada birinin yaralandığını fark etmediğini bildirirken, "kimseyi hedef alarak ateş etmediğini, tek gayesinin linç edilip öldürülmekten kurtulmak olduğunu" söyledi. A.Ş, "Ethem Sarısülük hayatını kaybettiği için üzgün olduğunu" da dile getirdi.

"MEŞRU SAVUNMADA YASAL SINIR KASIT OLMAKSIZIN AŞILDI"

Bazı polisler ve müşteki avukatlarının hazır ettiği bazı kişilerin tanık sıfatıyla alınan beyanlarına da yer verilen iddianamede, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun 16. maddesinde polise silah kullanma yetkisi tanındığı ancak bunun öldürme yetkisi anlamına gelmediği belirtildi.

İddianamede, "Ethem Sarısülük'ün de arasında bulunduğu gösterici grubun A.Ş'ye taşlı saldırısıyla sanığın silahlı savunması arasında bir orantı olmadığı, meşru savunmada yasal sınırın aşıldığı" belirtilerek, "sınırın kasten aşılması halinde ceza sorumluluğunun kalkmayacağı" ifade edildi.

Bununla birlikte A.Ş'nin kendisine saldırıda bulunanlara karşı tabancasıyla havaya uyarı atışı yapması, üçüncü atışı yapıp kaçmaya çalıştığında, omuz hizasından yukarıda tuttuğu tabancasının dönme hareketinin etkisiyle yere paralel hale gelmesi, o konumdaki atış sonucu Sarısülük'ün yaralanması, atış öncesi ve esnasında vücudunun muhtelif yerlerine isabet eden taşlar dikkate alındığında, "meşru savunma sınırını kasten aştığının söylenemeyeceği, sınırın kasıt olmaksızın aşıldığı" kaydedildi.

İddianamede, A.Ş'nin eyleminin meşru savunma olup olmadığı, meşru savunma ise yasal sınırın aşılıp aşılmadığı, sınır aşılmışsa bunun kasten mi yoksa kasıt olmadan mı aşıldığının takdir ve değerlendirmesinin ağır ceza mahkemesinin görevine girdiği de belirtildi.

LİSELİ ÖCALAN

Öcalan'ın 45 Yıl Önceki FotoğrafıPKK lideri Abdullah Öcalan'ın henüz 18 yaşındayken lise yıllarından kalma fotoğrafı 45 yıl sonra ortaya çıktı.
Öcalan, 1966'da Ankara Demirtepe'de bulunan Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi'ne başladı.Lisede sınıf arkadaşlarıyla birlikte haftada bir toplu olarak yatılı kaldığı yurttan Tandoğan'daki Astsubay Orduevi'ne giderek film izliyorlardı.

Tahran'dan Türkiye İçin Felaket Senaryosu

Tahran'dan Türkiye İçin Felaket Senaryosu
Tahran Gazetesi, "Mursi geri gelmezse Türkiye politik bir felakete sürüklenecek"yorumuna yer verdi.
Tahran Times Gazetesi, Mısır olaylarını veBaşbakan Tayip Erdoğan'ın sürece bakış şeklini değerlendirmek amacıyla BirGün Gazetesi yazarı Nuray Mert ile röportaj yaptı. Gazete, Kıdemli Türkiye politika analistlerinin Erdoğan'ın, Mursi'nin askerler tarafından Cumhurbaşkanlığı koltuğundan indirilmesinetamamen karşı çıkmasının Türkiye için çok ağır politik sonuçlar doğurabileceğini söylediğini yazdı.

Nuray Mert, Mısır'da yaşananların demokrasiyeaykırı olduğunu ve Türkiye'de bunun darbe olarak adlandırıldığını dile getirdi. Bunundemokrasi anlayışına ters düştüğünü söyleyen Mert, AKP'nin Mursi'nin tekrar başa gelmesini istemesinin nedenini ise şu sözlerle açıkladı.

''Başbakan Tayip Erdoğan darbeye karşı olduğunu ve Mursi'nin tekrar başa geleceğine inandığını ifade etti. Bunun arkasında ülke içi ve uluslararası politikalarda benzerlik göstermeleri gerçeği yatıyor. Suriye politikasında olduğu gibi bir çok uluslararası konuda uyumlu bir görünümçizen Mısır ve Türkiye'nin Müslüman iki ülke oluşu iç dinamikleri da benzerlik gösteriyor.'' 

Röpörtajda Mısır'daki süreci darbe olarak nitelendirmeyen Batı ülkelerini ikiyüzlülükle suçlayan Başbakan Erdoğan'ın politik tutumunun diplomatik ilişkileri zadeleyebileceğini belirten Mert, ''eğer Mursi tekrar başa geçmezse Türkiye'nin ne yapacağını merak ediyorum, politik anlamdatamamen yalnız kalacak. Mısrla ilişkilerini bitirmiş olacak. Bu da ülke için kötü sonuçlardoğuracak'' şeklinde konuştu.

Tahran Gazetesi röportajı ''Türk Analistler: Eğer Mursi geri gelmezse Türkiye politik bir felakete sürüklenecek'' başlığıyla verdi.

Yalçın Akdoğan'dan PKK'daki Değişim Açıklaması

Yalçın Akdoğan'dan PKK'daki Değişim Açıklaması

Yalçın Akdoğan'dan PKK'daki Değişim Açıklaması

PKK'da Murat Karayılan'ın silahlı güçlerin başına geçmesi ve Cemil Bayık'ın KCK Başkanı olmasıyla ilgili yönetim değişikliğinin ne anlama geldiğini, Başdanışman Yalçın Akdoğan yazdı...
PKK'nın lider kadrolarının katılımıyla gerçekleşen Kongra-Gel toplantısından çıkan yeni yönetimin şifrelerini çözümleyen Başdanışman çarpıcı yorumlarda bulundu.

Öcalan'ın örgüt üzerindeki liderliğinin bir kez daha onandığını ve pekiştiğini vurgulayan Akdoğan, sürecin sadece Murat Karayılan ismi üzerinden yürümediğini söyledi. Cemil Bayık ve Mustafa Karasu gibi diğer isimlerin de sürece destek verdiğini kaydeden Akdoğan, yönetim değişikliğinin sürece olumsuz bir etkisinin olmayacağını savundu. İmralı ile Kandil arasındaki mektup trafiğini hatırlatan Akdoğan, hükümetin süreci yakından takip ettiğini ve gelinen noktada endişe edilecek bir durum olmadığını söyledi.

İşte Akdoğan'ın yazısındaki ilgili bölüm:
PKK lider kadrosunda gerçekleşen değişiklikler Öcalan’ın liderliğine etkisi, çözüm sürecine etkisi, bölgesel gelişmelere etkisi ve örgütün iç işleyişine etkisi açısından değerlendiriliyor.

Bu değişikliğin Öcalan’a rağmen bir değişlik olmadığı konusunda herkes hemfikir. Öcalan’ın gönderdiği liste oylanmış ve kabul görmüştür. Nevruz’da Öcalan’ın mesajının arkasında duran örgüt, kadro değişikliği konusunda da aynı duruşu sergilemiş, İmralı’dan giden talimatı uygulamaya geçirmiştir. Bunun anlamı, Öcalan’ın örgüt üzerindeki hakimiyetinin tekrar teyit edilmesidir.Kandil’dekilerin bu durumdan ne kadar hoşnut olduklarını bilmiyoruz.

Fehman’dan Sofi Nurettin’e, Duran Kalkan’dan Kaytan’a kadar farklı kademedeki isimlerin bu gelişmeleri nasıl algıladığı ve kişisel psikolojilerinin ne olduğu zaman içinde daha iyi anlaşılır. Cezaevinde bulunan ve uzun zamandır örgütten kopan Öcalan’ın örgütteki gelişmeleri isim ve kapasite bazında ne derece takip edebildiği ve buna göre yaptığı düzenlemenin örgüt yapısı tarafından nasıl okunduğu henüz meçhul... Ama görülen durum, ciddi bir rahatsızlık yok veya bir rahatsızlık izharı yok...

Örgütteki değişikliğin son haftalarda Türkiye’de yaşanan çalkantı ve karışıklıkların etkisiyle bir politika değişikliği olduğunu da sanmıyorum. Bu adımı, yaşanan son gelişmeler ışığında anlamaya çalışanlar yanılırlar, çünkü epey bir süredir giden-gelen mektuplar sonucunda böyle bir değişiklik yaşandığına göre en azından son dönemdeki olaylar ortaya çıkmadan verilen bir karar olduğu düşünülebilir.

Devam eden süreçte ‘silahlar sussun fikirler konuşsun’ çıkışıyla örgüte makas değiştirtmeye çalışan Öcalan’ın tam tersi bir hamle içine girerek süreci boşa çıkarmak isteyeceğini düşünmek fazla komploculuk olur. 

Gelecekte ne olur bilinmez ama bugün itibariyle baktığımızda örgüt yönetimindeki isim değişikliklerinin, süreci olumsuz etkileyeceğini düşünmüyorum. Çünkü hali hazırda örgütün aldığı ‘çatışmasızlık ve Türkiye’yi terk’ kararları zaten tüm bu ismi geçen şahısların birlikte değerlendirdiği ve hem fikir olarak destek verdikleri kararlardı. Örgütün, Öcalan’ın çağrısının arkasında durması ve yeni döneme yönelik pozitif karşılık vermesi Karayılan’ın bireysel kararı veya yaklaşımı değildi. Karasu’dan Kalkan’a, Bayık’tan Hozat’a kadar örgütün tüm bileşenleri bu politikayı destekler bir davranış sergilemişti. Bunun samimiyeti veya sebebi tartışılsa da durum budur. Bu yüzden “örgütte yönetim değişti, tavır da değişir” şeklinde bir yorum pek bir anlam taşımaz.
KAYNAK:HABER365

MEME KANSERİNE 'EROTİK' REKLAM

MEME KANSERİNE 'EROTİK' REKLAM

SONUNDA BU DA OLDU!!! HAVA DURUMUNU BİKİNİ İLE SUNDU(VİDEO)

SONUNDA BU DA OLDU!!! HAVA DURUMUNU BİKİNİ İLE SUNDU(VİDEO)

İŞTE 2013'DE EN ÇOK KONUŞULAN FRİKİK GÖRÜNTÜLERİ(VİDEO)

İŞTE 2013'DE EN ÇOK KONUŞULAN FRİKİK GÖRÜNTÜLERİ(VİDEO)

İŞTE BAZI ÜNLÜLERİN ÇOCUKLUK HALLERİ

İŞTE BAZI ÜNLÜLERİN ÇOCUKLUK HALLERİ

İsrail Ordusundan Ramazan Mesajı

israil ordusundan ramazan mesajı

IMF Eski Başkanı Rus Bankasında

IMF Eski Başkanı Rus Bankasında

IMF Eski Başkanı Rus Bankasında

Taciz iddialarının ardından görevden alınan Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) eski başkanı Dominique Strauss-Kahn, Rusya'nın petrol devi Rosneft'in sahibi olduğu Rusya Bölgesel Kalkınma Bankası'nın (VBRR) denetleme kurulunda göreve başladı.
Strauss-Kahn 2011'de taciz iddialarının arından 4 yıl görev yaptığı IMF başkanlığından ayrılmak zorunda kalmıştı. New York Yüksek Mahkemesi, savcıların fiziksel açıdan kanıtları yetersiz buldukları yönündeki talepleri üzerine davayı düşürmüştü.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yakınlığı ile bilinen Rosneft Başkanı İgor Seçin'in bireysel ve ticari alanda büyüme planlayan bankanın denetleme kuruluna IMF eski başkanının getirilmesine destek verdiği ifade ediliyor.

Bankanın denetleme kuruluna Kasım ayında alınan Morgan Stanley'den üç yönetici ise görevlerinden ayrıldı. Rosneft'ten yapılan açıklamada, Seçin ve Morgan Stanley yöneticileri arasında sorun yaşandığı için değişiklik yapıldığı yönündeki iddialar yalanlandı.

VBRR, internet sayfasında yer alan bilgilere göre 83 milyar ruble (2,5 milyar dolar) aktif varlığa sahip. VBRR, Rusya'nın 64'üncü büyük bankası konumunda.

Seçim Öncesi Yeni Tartışma


Seçim Öncesi Yeni TartışmaSeçim Öncesi Yeni Tartışma

Almanya'da eylül ayında yapılması planlanan seçimler öncesinde çifte vatandaşlıktartışmaları yeniden alevlendi.
Çifte vatandaşlık özellikle Almanya’da yaşayan Türkler açısından sorunlu bir konu. Çünkü bazı istisnalar dışında Alman vatandaşıolabilmek, Türk pasaportundan vazgeçmek anlamına geliyor. 

Muhalefet partileri seçimler öncesinde entegrasyonu kolaylaştıracağı gerekçesiyle çifte vatandaşlığa izin verilmesi gerektiğini savunurken, Hrıstiyan Birlik partileri bu konudaki katı tutumunu sürdürüyor.

Almanya’nın göç ülkesi olduğu, Hrıstiyan Birlik partileri iktidarında uzun yıllar kabul edilmedi. Hrıstiyan Demokrat Birlik lideri Başbakan Angela Merkel de çifte vatandaşlıköngörmeyen bir vatandaşlık yasasında ısrar etti. 2000 yılında Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller’den oluşan koalisyon hükümeti, 1913 yılından kalma vatandaşlık yasasını modernize etmeye çalıştıysa da reform planları Hrıstiyan DemokratBirlik’in çoğunluğu elinde bulundurduğu Federal Eyalet Temsilcileri Meclisi'nden geri döndü. Şu anki mevcut durum, ülkede yaşayan yabancılar için çeşitli açılardan sorun teşkil ediyor.

'BARUT FIÇISI' 

Osnabrück Üniversitesi’nden göç araştırmacısı Jens Schneider de çifte vatandaşlık konusundauyarıda bulunuyor:

“Bu konu barut fıçısı gibi. Okullara gidip gençlere baktığımızda çok yoğun bir yabancılaşma sorunu görüyoruz. Çünkü gençler de tabii ki olan bitenden haberdar. Son derece farklı tepkiler var, ama çok azı olumlu diyebiliriz.”

Almanya'da bu konudaki hukukî durum oldukça karmaşık. Örneğin, söz konusu ülkedeki yasalaruyarınca geldikleri ülkenin vatandaşlığından çıkmaları mümkün olmayan pek çok yabancı var. 

Fas, Suriye, İran gibi pek çok ülke vatandaşlıktan çıkılmasına izin vermiyor. Bu ülkelerinvatandaşları Alman vatandaşlığı için başvurduğunda, mevcut pasaportunu elinde tutmak için dilekçe verdiğinde çifte vatandaş olabiliyor.

SEÇİM ZORUNLULUĞU 

Tüm AB ülkeleri vatandaşları, ABD vatandaşlarının çocukları ve eski Sovyetler Birliği’nden göç etmiş Alman kökenliler, çifte vatandaşlık hakkına sahip. Diğer tüm ülke vatandaşları ise ikivatandaşlık arasında seçim yapmak zorunda. Bu durum, özellikle de Almanya’da doğup büyümüş göçmen çocukları için önemli bir sorun. 18 yaşına kadar her iki ülke vatandaşlığına sahip olançocuklar, 23 yaşına kadar Alman vatandaşlığı ve ebeveynlerinin vatandaşlığı arasında seçim yapmak zorunda.

Alman vatandaşlığı için ilgili ülkenin vatandaşlığından çıktığına dair bildirim gelmesi gerekiyor. Bu da aylar sürebiliyor. Uzmanlar, başvurusunu geç yaptığı için Alman vatandaşlığı imkânını kaçıran çok sayıda genç bulunduğuna dikkat çekiyor. 18 yaşına kadar Alman vatandaşı olan bu gençleryeniden yabancılar dairesinde oturma izni için bir yabancı gibi başvuruda bulunmak zorunda kalıyor.

TÜRKLER ÖFKELİ 

Özellikle de Almanya’da yaşayan Türkler, seçim baskısına maruz bırakıldıkları için öfkeli. Türkvatandaşlığından vazgeçmek çoğu için duygusal bir sorun oluşturuyor. Türk kökenli HürDemokrat Parti federal milletvekili Serkan Tören, kendisi de yıllar önce seçim yapmak zorunda kalıp Alman vatandaşlığına geçmiş. 

Gençlerin bu tür bir seçimle karşı karşıya bırakılmaması gerektiğini belirten Tören, seçim yapma zorunluluğunun içinde yaşadığımız zamana uymadığını ve dünyadaki pek çok ülkede artık çiftevatandaşlığın normal olduğunu belirtiyor:

“En iyi beyinleri kazanmak üzere bu ülkelerle rekabet içinde bulunduğunuzda, cazip olmalısınız. Kısa sürede vatandaşlığa geçiş imkânı tanıyan ve çifte vatandaşlığa izin veren klasik göç ülkeleri bu cazibeye sahip. Biz bunu yürürlüğe sokmazsak, yüksek nitelikli işgücü açısından dezavantajlıkonuma düşeriz.”

Muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller ve Sol Parti gibi iktidardaki Hür Demokrat Parti'dede çoğunluk çifte vatandaşlıktan yana. Federal Eyalet Temsilcileri Meclisi'nde şu an çoğunluğu elinde bulunduran Sosyal Demokratlar seçim zorunluluğuna karşı bir girişim başlattı. Bu konuda kararı seçimler sonrasında oluşacak yeni federal meclis verecek.

Turgut Özal'ın Ölüm Raporunda Yeni Skandal


Turgut Özal'ın Ölüm Raporunda Yeni SkandalTurgut Özal'ın Ölüm Raporunda Yeni Skandal

Laboratuvar sonuçları kayıp, Özal aynı anda iki acil serviste görünüyor, ölmeden önce 'öldü' anonsu yapılıyor.Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili Ankara TMK. 10. maddesiyle Yetkili Cumhuriyet Başsavcı vekilliğinin talimatıyla naaşından alınan numuneleri inceleyen Adli Tıp Kurumu'nun 21.11.2012'de hazırladığı raporda, Özal'ın ölümüne ilişkin Hacettepe Hastanesi'nde yapılan eksikliklere dikkat çekildi. 

Türkiye Gazetesi'nden Arzu Yıldız'ın ulaştığı rapora göre; Özal'ın ölümüne dair hastane kayıtlarının akıbeti belli değil. İhmal, eksiklik ve hatalar raporda şöyle özetlendi;

- Özal'a ilk müdahalenin intörn olarak ifade edilen tıp fakültesinin 5 ve 6.sınıf öğrencilerinden oluşan bir ekip tarafından yapıldığı tespit edilmiştir.

ÖLÜM SAATİ KARMAŞASI
- Özal'ın vefat ettiği saat 14.30'da açıklanmasına rağmen alınan beyanlarda saat 11.15-11.30'da radyolarda ölüm haberinin duyulduğu ifade edilmiştir.

- Özal'ın Hacettepe Hastanesi büyük acil servisine getirildiği anda tespit edilen sağlık durumunda olan bir kişinin (tansiyon ve nabzın alınmaması, solunumunun olmaması vb.) Cumhurbaşkanı olması bir yana kim olursa olsun acil serviste bir saati aşkın süre bekletilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşılmaktadır.

YASA GEREĞİ OTOPSİ YAPILMASI GEREKİYORDU
- İnceleme sırasında görevi başında vefat eden 1. Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk ve 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in ölümüne müteakip yapılan tahnit işleminde, hangi müdahalelerin kullanıldığı ve kimler tarafından yapıldığına dair tutanak düzenlendiği görülmüştür. Özal'a ölü muayene ve otopsi işlemlerinin şüpheli ölümlerde ölen kişinin ailesinin istediğine bağlı olmadan yasa gereği yapılması gereken adli bir olgu olduğu da aşikardır.

- Özal'a ait kan örneklerinin laboratuvarda ne şekilde teslim alındığı, teslim alınan kan örneğinin hangi tetkiklerinin ne amaçla, ne zaman çalışıldığı ve ne tür sonuçlara ulaşıldığı, çıkan sonucun talep birime\doktora iletilip iletilmediği, iletilmiş ise de ne şekilde iletildiği, hasta dosyasında bulunmadığı anlaşılan ve laboratuar teknisyeni Hatice Güngör'ün beyanına göre yaklaşık 8 sayfa olduğu belirtilen sonuçların akıbetinin ne olduğunun tespit edilebilmesi eldeki bilgi ve belgeler ışığında mümkün olmamıştır.



GÖZDEN KAÇAN DETAYLAR
Adli Tıp Kurumu'nun raporunda Turgut Özal'ın ölümüne dair hastane kayıtları çelişkili. Raporda bu durum şöyle vurgulanıyor: "Özal'ın Hacettepe Hastanesi büyük acil servisine giriş saatinin 11.15 olarak kayıtlı olduğu görülmüştür. Söz konusu hasta dosyasında yer alan 17.4.1993 tarihli, el yazısı ile 'Turgut Özal' yazan kan gazı sonuç çıktısında ise saatin 10.50 olduğu tespit edilmiştir. Bilgisine başvurulan kişiler beyanlarında, aracın Köşk'ten GATA'ya hareket saatini 10.00 ila 11.00, Hacettepe Hastanesi'ne varışın 10.17 ila 11.15 aralığında farklı saatler olarak ifade edilmiştir."

Özal'a acil servislerde hangi sağlık görevlilerinin işlem yaptığı da tam bir bilmece. Evraklarda Özal'a müdahalede bulunan hiçbir sağlık görevlisinin ismi geçmiyor. Raporda bu konu için de, "Özal'a acil serviste yapılan ilk tıbbi müdahalelerde hangi işlemin kim ya da kimler tarafından yapıldığına dair kayıt olmadığından bu yöndeki beyanlarda tutarsızlık görülmektedir" denildi.

Kart Kullanırken Bu Tuzağa Dikkat!

Kart Kullanırken Bu Tuzağa Dikkat!


Kart Kullanırken Bu Tuzağa Dikkat!

Ekonomist Adnan Öztekin, Ramazan Bayramı alışverişlerinde kredi kartı ve banka kartıkullanmayı tercih edecek vatandaşları uyardı.

Öztekin, Ramazan Bayramı alışverişlerindekredi kartı ve banka kartı (maaş kartı)kullanmayı tercih edecek vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirterek, “Vatandaşlarımızyaptıkları alışverişlerini öderken, kullandıklarıkartın karşı firma görevlisi tarafından güvenlibir şekilde pos cihazından geçirilmesine çok dikkat etmeli, kartlarının pos cihazı dışında bir cihazdan geçirilmemesine izin vermemelidir” dedi. 

“KOPYALAMA TARZI DOLANDIRICILIK ARTIYOR” 
Ekonomist Öztekin, yaptığı açıklamada, Türkiye genelinde kullanılan banka kartı (maaş kartı) sayısının 83 milyona, kredi kartı sayısının ise; 55 milyona ulaştığını vurgulayarak, bu kartları kullanan vatandaşların mağdur duruma düşmemeleri için bazı tedbirler almaları gerektiğini belirtti. Ekonomist Öztekin, kredi kartları ve maaş kartlarının kullanımının bayram alışverişinin gelmesiyle önümüzdeki günlerde daha da artacağına dikkat çekerek, “Bayramlarının zehir olmasını istemeyen vatandaşlarımız yapacakları kartlı alışverişlerde çok dikkatli olmalıdırlar. Çünkü başta bayramlar olmak üzere, tatil zamanlarında alışverişlerin artmasını fırsat bilen bazı kötü niyetli kişilerin organize ettiği 'kopyalama' tarzı dolandırıcılık olayları sıkça yaşanmaktadır. Bu nedenle yapacağınız her alışverişte kullandığınız kartınızın, bankaların POS (Satış Noktası Terminali) makinesi haricindeki cihazlardan geçirilmesine izin vermeyin. Kartın ikinci bir cihaza takılması büyük risktir. Kartınızın ikinci bir cihaza takılması demek; bilgilerinizin kopyalanması, depolanması ve sonrasında başka amaçla kullanmasının önünü açmak demektir. O yüzden vatandaşlarımız kartlarının POS cihazı haricinde başka hiçbir cihazdan geçirilmesine izin vermemelidir” açıklamasında bulundu. 

"KART BİLGİLERİ HİÇ KİMSEYLE PAYLAŞILMAMALI”
Vatandaşlarımın gerek alışveriş esnasında gerekse sonrasında sıkıntı yaşamaması için alışverişlerini banka kartı (maaş kartı) veya kredi kartı ile yapacaksa kart kopyalama ve dolandırıcılığına karşı uyanık olmaları gerektiğini ifade eden Öztekin, şunları kaydetti: 

“Kişi ne şartta olursa olsun kartlarının şifre ve güvenlik numarası başta olmak üzere kart bilgilerini hiç kimseyle veya kurumla paylaşmamalıdır. Kart şifrelerinin başkaları tarafından öğrenildiği düşünen vatandaşlarımız vakit kaybetmeden şifrelerini değiştirmelidirler. Yapılan alışverişlerde kartla yapılacak işlemler gözler takip edilmeli, eğer kasiyer veya satış görevlisi vatandaşa ait kartı POS makinesi haricinde bir başka cihazdan geçirmek isterse buna engel olunmalıdır. Alışverişlerden sonra pos makinesince verilen müşteri nüshaları saklanmalı ve aylık ekstrayla karşılaştırılmalıdır. Banka kartı (maaş kartı) veya kredi kartının kaybedilmesi veya çaldırılması durumunda vakit kaybedilmeden kartın ait olduğu banka aranmalı ve kullanım işlemi iptal ettirilmelidir. Tüm bunlarla birlikte ATM'de işlem yapmak için takılan kartların sıkışması durumunda kart sahibi kesinlikle ATM'den ayrılmamalı ve ATM’nin ait olduğu bankanın müşteri hizmetleri telefonla aranarak durumu bildirilmelidir. Böyle durumlarda size yardım etmek isteyen banka görevlisi de dahil olmak üzere hiçbir kimseye kart şifresi söylenilmemelidir. Ayrıca ATM’lerde şifre girilirken şifreyi girdiğimiz elimizin üzeri diğer elimizce kapatılmalıdır. Bu harekette şifrenizin gizlenmesine yardımcı olacaktır.”
İsrail'in Suriye Saldırısında İlginç İddia

İsrail'in 5 Temmuz'da Suriye'nin Lazkiye şehrinde bulunan askeri üsse düzenlediği hava saldırısını bir Türk üssünü kullanarak gerçekleştirdiği iddia edildi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise iddiaları, "Hiçbir karşılığı olmayan, tamamıyla yalan, gerçek payı olmayan bir haberdir" diye yalanladı.

Rusya'nın İngilizce yayın yapan resmi kanalı RT'ye konuşan bir kaynak, İsrail'in Suriye'yi vurmak için Türkiye'ye ait bir üssü kullandığınıöne sürdü.

RT'deki haberde, “Kaynağımız İsrail uçaklarının Türkiye sınırları içindeki bir askeri üsten havalandığını ve Suriye hava sahasına girmemek için Lazkiye’ye deniz üzerinden gittiğini açıkladı” denildi.

Haberde Türkiye’nin başka bir Müslüman ülkeye saldırılması için İsrail’e hava üssünü açtığı bilgisinin doğrulanması halinde, ülkede ciddi bir karmaşanın yaşanabileceği belirtildi.

Suriye'nin sahip olduğu Yakhont füzelerini imha eden 5 Temmuz’daki hava saldırısının hemen ardından Özgür Suriye Ordusu, saldırıdan kendilerinin sorumlu olmadığını açıkladı.

İSRAİL YALANLADI 
Hürriyet Moskova muhabiri Nerdun Hacıoğlu'nun bildirdiğine göre Rusya’nın ortaya attığı buiddiaya yine basın aracılıyla yanıt veren Tel Aviv'in, “İsrail savaş uçaklarının Türkiye topraklarını kullanmasına ihtiyacı yoktur. Rus kanalının önceden de çok asparagas haberlerini gördük” yorumları dikkat çekti.

İsrail Savunma Bakanlığına yakın kaynakların görüşünü yansıtan Rusça yayın yapan İsrail haber sitesi newsru.co.il, “RT kanalının röportajı bir dizi çelişkili unsur içeriyor. Öncelikle İsrail Suriye’deki bir hedefi vurmak istese bunu yapmak için Türkiye’nin lojistik desteğine ihtiyacı yoktur. İkinci önemli husus iki ülke arasındaki ilişkiler dikkate alındığında Türkiye’nin günümüzde İsrail’e böyle bir imkan tanımış olması imkansız. Üçüncü önemli nokta İsrail’in Suriye topraklarını bombaladığı kimse tarafından kanıtlanmış değil. Hatta Suriye yönetimi bu konuda bir açıklama yapmadı. Russia Today televizyon kanalının bu tür haberler yayınlaması konusuna gelince. Geçtiğimiz Mayıs ayında yine aynı Rus kanalı İsrail Savunma Bakanlığının Suriye’de gerçekleştirdiği operasyonlarda zenginleştirilmiş uranyum çekirdekli mermi kullandığı iddiasını da ortaya atmıştı” açıklaması yer aldı.

BAKAN DAVUTOĞLU YANIT VERDİ
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "İsrail'in Suriye saldırısında Türkiye'den bir üssü kullandığına" ilişkin iddialar konusunda, "Bu hiçbir karşılığı olmayan, tamamıyla yalan, hiçbir gerçek payı olmayan bir haberdir" dedi.

Türkiye'nin İsrail ile herhangi bir askeri operasyonun parçası olmasının söz konusu olamayacağını vurgulayan Davutoğlu bu tür haberlerin temel amacının Türkiye'yi "itibarsızlaştırmak" olduğunu dile getirdi.

Aykut Kocaman'ın Son Hali Şoke Etti!

Aykut Kocaman'ın Son Hali Şoke Etti!

Aykut Kocaman'ın Son Hali Şoke Etti!

Aykut Kocaman'ın Son Hali Şoke Etti!Fenerbahçe'nin eski teknik direktörü Aykut Kocaman'ın internette dolaşan fotoğrafı görenleri şaşırtıyor.
Fenerbahçe'nin başında üç sezon duran ve özellikle 3 Temmuz sürecinde çok yıpranan ve bunu her konuşmasında dile getiren Aykut Kocaman'ın sosyal medyada dolaşan son fotoğrafında kırlaşmış saç ve sakalları dikkatlerden kaçmıyor.

Fenerbahçe ile bir Süper Lig şampiyonluğu yaşayan Aykut Kocaman Fenerbahçe'ye 29 yıl aradan sonra Türkiye Kupası'nı kazandırmıştı.