Taraftar Beddua Edince...


Taraftar Beddua Edince...


Taraftar Beddua Edince...
Fenerbahçe'nin hazırlıkları Topuk Yaylası'nda devam ederken başkan Aziz Yıldırım'ın bir taraftar ile sohbeti dikkat çekti.
Yeni sezon hazırlıklarını Düzce TopukYaylası'nda sürdüren Fenerbahçe'de FutbolAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Yıldırım, sabah yapılan çalışmada antrenmanı izlemeyegelen taraftarların yanına gitti. Aziz Yıldırım,taraftarlardan bir takım isteklerde bulundu.

Taraftarlar, Aziz Yıldırım'a yoğun sevgigösterilerinde bulunurken, 'Büyük başkan' şeklinde tezahüratlarda bulundu. Başkan Yıldırım, taraftarlara, "Perşembe günü de gelin, hepinize açık olacak antrenman." dedi.

Yıldırım, taraftarlardan futbolculara aleyhte tezahüratta bulunmamalarını isterken, 3 Temmuz 2011'de başlayan şike süreci, yaklaşık bir yıl hapis yatması, alınan hapis cezası ve yaşananları kastederek, 'Başkan sana bunu yapanlar Allah'ından bulsun' şeklinde tepki gösteren taraftarlara ise Başkan Aziz Yıldırım, 'öyle demeyin' ifadesini kullandı.

ANTRENMANDAN NOTLAR
6 gündür Düzce'de çalışmalarını sürdüren sarı - lacivertliler, sabah antrenmanına denge ve koordinasyonla başladı. Ardından sahaya gelen futbolcular 45 dakika süren tempolu koşular yaptı. Antrenman sonunda futbolcular, kendilerini izlemeye gelen taraftarların yanına giderek forma imzaladı.

Antrenmana izinli olan Moussa Sow ve tedavisi süren Gökhan Gönül katılmadı.

Bu arada antrenman sırasında yapımcı Acun Ilıcalı da helikopteriyle tesislere geldi. Antrenmanın ardından Ilıcalı, yanında Emre, Mehmet Topal ve Caner'le yine helikopteriyle tesislerden ayrıldı.

Bir Bu Eksikti, İranlı İmam: Su İçmek Orucu Bozmaz

Bir Bu Eksikti, İranlı İmam: Su İçmek Orucu Bozmaz

Bir Bu Eksikti, İranlı İmam: Su İçmek Orucu BozmazSakızdı, denizdi derken işin suyunu çıkartan açıklama İran'dan geldi.
İran'ın üst düzey din alimlerinden Ayetullah Esedullah Beyat Zencani, susuzluğu giderecek kadar su içmenin orucu bozmayacağını ifade etti.

İranlı imam, internet sitesinde dini kaynaklaradayandırarak yer verdiği açıklamasında oruç tutmakla ilgili önemli ve bir o kadar ilginç bir fetva yayınladı.

Ayetullah Beyat Zencani, "Oruç tutup fakatsusuzluğa dayanamayanlar, susuzluklarını giderecek kadar su içebilirler. Böyle bir durumda oruç bozulmaz ve kaza yapmaya da gerek yoktur" açıklamasında bulundu.

Söz konusu din adamı Şiilikte en yüksek dini rütbe sayılan 'Taklit Mercisi' konumunda bulunuyor.

Murat Karayılan KCK Silahlı Güçlerinin Başına Getirildi

Murat Karayılan KCK Silahlı Güçlerinin Başına Getirildi

PKK'yı da içinde barındıran KCK yapılanmasındaki değişiklikler örgütün Suriye kanadını sarstı. Bugüne değin özellikle silahlı güçlerin başında olan ve bir çok eylemin talimatını veren iki isim Fehman Hüseyin (Bahoz) ve Nurettin Sofi pasif göreve çekildi, üstlerine daha ılımlı yapısıyla bilinen Murat Karayılan getirildi.
Murat Karayılan KCK Silahlı Güçlerinin Başına Getirildi  Çözüm sürecinin en önemli aşamalarından biri KCK içindeki yapılanma oldu. Abdullah Öcalan'ın bizzat İmralı'dan gönderdiği mektuplarla şekillendirdiği yeni yapılanmada görünen en önemli değişiklik Murat Karayılan'la Cemil Bayık'ın yer değiştirmesi oldu.

PKK'yı da içinde barındıran KCK'nın bir numaralı yöneticisi olan ve Öcalan'ın yakalanmasının ardından bu görevi yürüten Karayılan silahlı güçlerin başına geçti. Örgütün yaşayan beş kurucusundan biri olan Cemil Bayık ise Karayılan'ın koltuğuna getirildi. 

Bu Öcalan'ın sürecin sorunsuz yürümesi, başka bir deyişle yol kazası yaşanmaması için yaptığı bir önlem olarak görüldü. Gözden kaçan bir detay ise özellikle örgüt içi dengeleri sarstı.

BAHOZ VE SOFİ

Karayılan'ın başına getirildiği HPG olarak tanımlanan güçlerin bugüne değin en önemli iki yöneticisi Suriyeli isimlerdi. Türk kamuoyunun da yakından tanıdığı Dr.Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin yıllarca bu gücün tek sorumlusu oldu.

Hüseyin'in bir süre önce bu görevini devrettiği isimde yine bir Suriyeli olan Sofi Nurettin' kod adlı Nurettin Halef Al Muhammed oldu. Silahlı militanların çok uzun yıllardır denetim ve yönetiminin bu iki Suriye'li PKK'lıya verilmesinin temel nedenlerinden biri hiç kuşkusuz örgütteki Suriye'li militan sayısının önemli ölçüde artmasıydı. 

İkinci neden ise özellikle Bahoz Erdal'ın Suriye'deki Esad yönetimiyle yakın ilişkileri hatta Beşar Esad'ın okul arkadaşı olması.

KİMDİR BU İSİMLER

Son değişiklikle biraz daha perde gerisine çekilen, kimi çevrelere göre pasifize edilen bu iki Suriye'liden Fehman Hüseyin örgüt içinde Dr.Bahoz Erdal kod adıyla tanınıyor.1969 yılında Suriye'de doğdu. 

Suriye'de tıp eğitimi aldığı sırada PKK'ya katıldı. Yaklaşık 23 yıldır örgüt içinde. Beşar Esed ile sınıf arkadaşı olduğu belirtilen Hüseyin örgüt içinde özellikle savaşçı tavrıyla hızla yükseldi. 1992'de Şırnak kırsalında Cudi bölge sorumluluğu yaptı. 2004 yılında ise HPG ana karargah komutanlığına getirildi. 

2009'a kadar örgütün bütün askerî faaliyetlerinin en üst düzeyde sorumluluğunu yaptı. Bu süre içinde çok sayıda askerin şehit düştüğü Dağlıca ve Aktütün Jandarma Karakolu baskınlarının yanısıra bir çok kanlı eylemin planlamasını yapıp talimatını veren isim olarak öne çıktı. 

2009 yılında görevini bir başka Suriyeli Nurettin Sofi'ye devretti.Emniyet kaynaklarına göre Bahoz Erdal da örgütün özel ordusu olarak nitelenen, intihar eylemleri ve suikastleri gerçekleştirmek üzere eğitilen Kürdistan Özgürlük Şahinleri isimli birimin sorumluluğuna getirildi.

DİYARBAKIR SORUMLUSUYDU


PKK'nın yönetim kadrosundaki diğer önemli Suriyeli isim ise 'Sofi Nurettin' kod adlı Nurettin Halef Al Muhammed. 1990 yılında örgüte katıldı. Hakkari-Yüksekova-Şemdinli kırsalında bölge sorumluluğu yaptı. 

Sofi, bölgede birçok silahlı eyleme katıldı. 2003-2007 yılları arasında Diyarbakır kırsalında eyalet koordinatörlüğü yaptı. 2009 yılında örgütün silahlı kanadı olan HPG ana karargah komutanlığını Bahoz Erdal'dan devraldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, basın toplantısında, "Alman Dışişleri Bakanı bugün Mursi'nin serbest bırakılması çağrısında bulundu, aynı fikirde misiniz?" sorusuna, "Katılıyoruz..." yanıtını verdi.

ABD, Mursi'nin Serbest Bırakılmasını İstedi

ABD, Mursi'nin Serbest Bırakılmasını İstedi
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, basın toplantısında, "Alman Dışişleri Bakanı bugün Mursi'nin serbest bırakılması çağrısında bulundu, aynı fikirde misiniz?" sorusuna, "Katılıyoruz..." yanıtını verdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki,Almanya'nın Mısır ordusu tarafındangörevinden uzaklaştırılan seçilmiş ilkCumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin serbest bırakılması çağrısına katıldıklarını belirtti. Ancak Psaki, serbest bırakılması halinde ABD olarak Mursi'yi hala cumhurbaşkanı olarak tanıyıp tanımayacaklarına açıklık getirmedi. 

Psaki, basın toplantısında, "Alman Dışişleri Bakanı bugün Mursi'nin serbest bırakılması çağrısında bulundu, aynı fikirde misiniz?" sorusuna "Katılıyoruz..." karşılığını verdi. Gazetecinin tekrar, "Mursi'nin salıverilmesinekatılıyor musunuz?" sorunu üzerine Psaki, "Evet" dedi.

Psaki, sorular üzerine, daha önce de Mursi'ninev hapsi ve keyfi tutuklamalar konusundaki kaygılarını ifade ettiklerini hatırlatarak, bunun kapsayıcı bir sürece gidilmesini zorlaştırdığını bildirdiklerini dile getirdi.

Sözcü, bu çağrıyı neden daha önce yapmadıklarına yönelik ısrarlı sorulara ise yanıtvermedi. 

Toprak İsteyen Ermeni Başsavcıya Cevap

Toprak İsteyen Ermeni Başsavcıya Cevap

Türkiye'den toprak talep eden Ermenistan Başsavcısı'na Dışişleri Bakanlığı resmi sitesinden yanıt verdi: Toprak talebi kimsenin haddine değil...
Toprak İsteyen Ermeni Başsavcıya CevapDışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Gümrükçü, Ermenistan Başsavcısı Aghvan Hovsepyan’ın Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın yasal olarak belirlenmediği ve kaybedilen Ermeni topraklarının Ermenistan’a iade edilmesi gerektiği yönündeki beyanlarının esefle karşılandığını bildirdi. 

Gümrükçü, Ermenistan Başsavcısı Aghvan Hovsepyan’ın Türkiye-Ermenistan sınırı hakkındaki ifadelerine ilişkin bir soruya verdiği yazılı yanıtta, "Açılış konuşması Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan tarafından Erivan’da yapılan 5-6 Temmuz 2013 tarihli Pan-Ermeni Avukatlar Kongresi’ndeki takdiminde Ermenistan Başsavcısı Aghvan Hovsepyan’ın Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın yasal olarak belirlenmediği ve kaybedilen Ermeni topraklarının Ermenistan’a iade edilmesi gerektiği yönünde beyanda bulunmasını esefle karşılıyoruz" ifadesini kullandı.

Başsavcılık gibi önemli bir resmi makamı işgal eden bir yetkilinin yaptığı bu açıklamanın, komşusu Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerine dair Ermenistan’da hakim sorunlu zihniyeti yansıtmakta olduğunu ve bu ülkenin BM ve AGİT başta olmak üzere üyesi bulunduğu uluslararası örgütlere karşı üstlenmiş olduğu yükümlülüklere de ters düşmekte olduğunu kaydeden Gümrükçü, "Şu çok iyi bilinmelidir ki Türkiye’den toprak talebi kimsenin haddine değildir" ifadesine yer verdi.

ERMENİ BAŞSAVCI NE DEMİŞTİ


Türkiye'de iddia ettiği topraklarını geri istiyorlar. Başsavcı; Türkiye'de kalan kilise ve araziler Ermenistan Kilisesi'ne iade edilmeli. Ermenistan Cumhuriyeti ise kaybedilen toprakları geri almalı. Bu talepler yasal zeminde olmalı."

Ermenistan Başsavcısı Agvan Ovsepyan, Türkiye'den toprak talebinde bulunmuştu. Ovsepyan'ın iddiasına göre, Türkiye Ermeni kilise ve arazilerini ve ayrıca sözde kaybedilmiş toprakları Ermenistan'a iade etmeli.

Sözde Ermeni soykırımının 100. yıl dönümü etkinliklerine hazırlık bağlamında başkent Erivan'da düzenlenen konferansta konuşan Başsavcı, "Türkiye'de kalan kilise ve araziler Ermenistan Kilisesi'ne iade edilmeli. Ermenistan Cumhuriyeti ise kaybedilen toprakları geri almalı. Bu talepler yasal zeminde olmalı." dedi.

Azerbaycan'dan da toprak talebinde bulunan Ovsepyan, "Ermenistan'ın hem Türkiye hem de Azerbaycan'la (Nahçivan bölgesi) arazi sorunu var. Bunun hukuki çözümü için tüm hukuksal kanıtlarla birlikte bir dava dilekçesi hazırlamalı Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslar arası Mahkemelere sunulmalı." ifadesini kullandı.

Ermenistan Başsavcısı, sözde soykırım kurbanlarının torunlarına kesinlikle maddi tazminat verilmesini de talep etmişti.

Çalışana Kötü Haber

Çalışana Kötü Haber

Çalışana Kötü Haber

Çalışanların seçim öncesi beklediği üç önemli konuda müjde yok.
 Çalışma hayatının en tartışmalı konuları olan kıdem tazminatı, taşeronluk ve esnek çalışmabir başka bahara kaldı. Radikal'in haberine göre, bürokratlar şu anda 3 alanda da çalışmaların sürdüğünü belirtirken; yasalarınseçim öncesi çıkması içinse çok umutlu olmadıklarının altını çiziyor. Seçim öncesi ancak işçi ve işverenin uzlaşması durumunda bu 3 düzenlemenin gündeme gelebileceği, bunun da şu anda imkansız olduğu belirtiliyor. Kıdem tazminatında fon düzenlemesi vetaşeronluğun tüm alanlarda uygulanabilmesi çalışan kesimlerin tepkisini çekiyor. 

Sihirli kelime ‘uzlaşı’

Çalışma hayatının uzun süredir tartışmalı konuları olan kıdem tazminatı, esnek çalışma ve alt işverenlik konusunda bir süredir çalışmalarınhızı yavaşlatılmış durumda. Alt işverenlik konusunda haziran ayı içinde taraflara bir sunum yapılırken; kıdem tazminatı ise bir süredir gündeme getirilmiyor. Geçen günlerde Meclis’ten geçenve Kalkınma Bakanlığı’nın hazırladığı 10. kalkınma planında ise, söz konusu düzenlemeler için “uzlaşı” aranacağı vurgusu yapıldı. Planda, esnek çalışma, kıdem tazminatı, alt işverenlik, sosyal diyalog, aktif ve pasif işgücü programları gibi alanlarda sosyal taraflarla birlikte uzlaşıyla ilerlemekaydedilmesi gerekmektedir” denildi. Diyalog çerçevesinde bireysel hesaba dayanan bir kıdem tazminatı sisteminin kurulacağı belirtilen planda, “Alt işverenlik uygulaması işçi haklarını dikkate alacak şekilde gözden geçirilecektir. AB normları çerçevesinde özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi uygulamaları yaygınlaştırılacaktır” denildi. 

Sendikalar yasası çıkarıldı

Yeni yasama yılına bırakılan düzenlemelerle ilgili olarak işçi ve işverenin birçok görüş ayrılığı bulunduğunu belirten bürokratlar “Bir uzlaşı olması durumunda gelişme olabilir ama uzun yıllardır tartışılan ve uzlaşılamayan konulardan bahsediyoruz” ifadelerinde bulunuyor. Sendikalar ve toplusözleşme yasası gibi kritik bazı yasaların çıkarıldığını belirten bürokratlar, “En azından odüzenlemeleri yapabildik” dedi.

Tarafların kırmızı çizgileri var

Kıdem tazminatı için getirilmek istenen sistem, Türk-İş’in kırmızı çizgisi niteliğinde. Türk-İş, işçilerinkazanılmış haklarından geriye dönüş niteliğinde herhangi bir düzenlemede genel greve gideceğini açıklamıştı. Alt işverenlikle ilgili düzenlemede de taşeronluğun tüm alanlaragenişletilmek istenmesi işçinin tepkisini çekiyor.

Yargıtay: Helin Değil, Kürdistan

Yargıtay: Helin Değil, Kürdistan

Yerel mahkemenin Kürdistan'ı Helin yapan kararını bozan Yargıtay, 'Kürdistan' ismineonay verdi.Yargıtay: Helin Değil, Kürdistan
Şanlıurfa’nın Hilvan İlçesi’nde yaşayan Yunusve Elif Toprak çiftinin 1,5 yaşındaki kızçocuklarına verdikleri ’Kürdistan’ ismi, Hilvan Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından çocuğuve toplumu rencide edeceği gerekçesiyle ’Helin’ olarak değiştirildi. 

Toprak çiftinin temyiz ettiği dava sonunda Yargıtay 18’inci Hukuk Dairesi, isim vermehakkının anne ve babaya ait olduğu belirterekyerel mahkemenin kararını bozdu ve’Kürdistan’ adının kullanılabileceğinekarar verdi. 

Hilvan’ın Bahçecik Köyü’nde çiftçilik yapan 29yaşındaki Yunus Toprak, 3 yıl önce akrabasıolan 24 yaşındaki Elif Toprak ile evlendi veçiftin 2011 yılı Ağustos ayında bir kız çocukları dünyaya geldi. Toprak çifti, doğumdan kısa süre sonra gittikleri Hilvan Nüfus Müdürlüğü’nde çocuklarına ’Kürdistan’ ismini verdiklerini bildirdi veismin yazılı olduğu nüfus cüzdanını çıkarttı.

DAVA AÇILDI, İSİM ’HELİN’ OLDU

Çocuklarının ’Kürdistan Toprak’ yazılı nüfus cüzdanı ile evine dönen çifti, aynı gün Nüfus Müdürlüğü yetkilileri arayarak, yanlışlık olduğu gerekçesiyle geri çağırdı. Nüfus Müdürlüğügörevlileri, Kürdistan isminin yanlışlıkla yazıldığını ve ismin yasak olduğunu ileri sürerekdeğiştirilmesini istedi. Baba Yusuf Toprak, bunu kabul etmedi ve kızına verdiği ismideğiştirmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine Nüfus Müdürlüğü, anne ve baba hakkında adliyeye suç duyurusunda bulundu. Şikayeti inceleyen Hilvan Cumhuriyet Savcılığı da ismin iptali istemiyle Hilvan Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı. Şubat ayında görülen davanın duruşmasında mahkeme heyeti; anne ve babanın çocuğa yasalara uygun şekilde isim vermesi, verilen isminileride çocuğu ve toplumu rencide etmemesi gerektiği belirtildi. Mahkeme, ailenin ısrarcı olmasına rağmen duruşma sonunda; ’Davalının çocuğuna Kürdistan ismini vermesinin küçük çocuğu ileridetoplum önünde rencide edeceği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşayan Türk vatandaşlarında Kürdistan Toprak isminin manası dikkate alındığında rencide olacakları dikkate alındığındadavalı Yunus Toprak’ın kızı Kürdistan isminin yörede sıkça kullanılan Helin olarak değiştirilmesine’ şeklinde karar verdi.

YARGITAY ’KÜRDİSTAN’ İSMİNE ONAY VERDİ

Kızına verdiği ismin Helin olarak değiştirilmesini istemeyen baba Yunus Toprak, avukat BekirBenek aracılığıyla yerel mahkemenin kararını temyiz ederek Yargıtay’a gönderdi. Dosyayıinceleyen Yargıtay 18’inci Hukuk Dairesi; Türk Medeni Kanunu ile çocuğa isim verme hakkınınanne babaya ait olduğu ifade edilirken, ismin yabancı kökenli olmasının da değiştirilmesinigerektirmediğine işaret etti.

Yargıtay 18’inci Hukuk Dairesi’nin yerel mahkemenin kararını bozduğu ve oy birliği ile aldığıkararda şu ifadelere yer verildi:

"Her kişinin bir adı olması zorunlu kılınmıştır. Bu zorunluluk kişinin yaşamıyla özdeşleşen vekişiliğinin ayrılmaz bir öğesini oluşturan adını özgürce seçmesi ve onurla taşıması için kendisine tanınmış bir temel kişilik hakkıdır. Bu hak Anayasa’da güvence altına alınmış, temel hak veözgürlüklerden olup, her Türk yurttaşı eşit olarak yararlanır. İlgili yasalarda çocuğun adını koyma hakkı anne ve babaya aittir. Ayrıca adın yabancı kökenli olması da onun değiştirilmesinigerektirmez. Gerçek kişilerin ön adlarının düzenlendiği yasal mevzuat kapsamında söz konusuismin tescilini ve kullanılmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca bu hakkınkullanılmasını ortadan kaldıracak şekilde mahkemece mevcut ismin silinerek yerine re’sen Helin isminin verilmesi hukuken mümkün değildir. Hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerleyerinde olduğundan kararın bozulmasına oy birliği karar verilmiştir."

AİLE MUTLU OLDU

Kızlarına koydukları ’Kürdistan’ ismi kullanabilecek olmanın sevincini yaşayan baba YunusToprak, yerel mahkemenin aldığını ileri sürdüğü siyasi kararın Yargıtay’da bozularak adaletin tecelli olduğunu söyledi. Kızlarına eşiyle birlikte Kürdistan ismini vermeyi kararlaştırdıklarınıanlatan Toprak, "Mahkeme kızıma Helin isminin koyulmasını kararlaştırdı ama biz bunu kabul etmeyince davayı Yargıtay’a taşıdık. Yargıtay bu davayla ilgili olarak tarihi bir karar verdi ve bizbuna çok sevindik. Kızımıza yaşadığım coğrafyanın ismini verdik. Bu ismi koyduğum için açılan dava nedeniyle içim acıdı ama Yargıtay çok sevindirici bir karar verdi" diye konuştu.

Kürdistan’ın annesi Elif Toprak ise Yargıtay’ın vermiş olduğu karar ile kızlarının isminin kimliğindekalacak olmasının mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.

AVUKAT BENEK: TARİHİ KARAR

Ailenin avukatı Bekir Benek ise Yargıtay’ın kararını tarihi olarak yorumladı. Yargıtay’ın aldığıkarar ile isteyen herkesin çocuğuna istediği ismi verebileceğini ifade eden Benek şöyle konuştu:

"Müvekkillerim kendi istekleriyle dünyaya gelen kız çocuklarına Kürdistan ismini koymak için Hilvan Nüfus Müdürlüğü’ne müracaata bulunuyor. Kürdistan ismiyle çıkan kimliği sonradan fark eden yetkililer, aileyi yanlarına çağırıyor ve ismin değişmesini istiyor. Aile kabul etmeyince dava açıldı. Ardından Kürdistan ismi; çocuğu ve toplumu rencide edebileceği gerekçesiyle Helin olarakdeğiştiriliyor. Böyle bir kararın hukuki ve yasal dayanağı yoktur. Buna ilişkin temyize gittik. Yargıtay 18’inci Hukuk Dairesi yaptığı inceleme sonunda tarihi bir karar verdi. Çözüm sürecinindevam ettiği bu günlerde böyle bir kararın çıkması bizleri de mutlu etti. Kürdistan ismininkullanılması ve nüfusta tescilinin yapılmasında herhangi bir sakıncası yoktur. Bundan böyleTürkiye’de yaşayan herkes çocuğuna Kürdistan ismini verebilecektir. Bununla ilgili yasal bir engelleme olmadığı Yargıtay kararında açıkça vurgulanmıştır."

Gezi İftarında Bira İçildi

Gezi İftarında Bira İçildi

Camide yaşanan skandalın ardından iftarda bira içildi. Pantolonlardaki otpor simgesi isedikkat çekti.
Gezi İftarında Bira İçildiAntikapitalist Müslümanların öncüsü İhsan Eliaçık'ın organize ettiği 'yeryüzü iftarları'nda bira skandalı yaşandı.

Bira içen eylemcinin yanında dikilen kişininpantolonundaki OTBOR arması da skandalın bir diğer boyutunu gözler önüne serdi.

Ramazan'ın ilk akşamı İstiklal caddeesinde iftaryaparak orucu dahi eylemin parçası haline getiren Gezi eylemcilerinin sözde iftar sırasında içki içmeleri büyük tepkiye neden oldu.

PANTOLONDA OTPOR ARMASI

Bira içen gencin yanında dikilen bir başka kişinin pantolonundaki OTPOR simgesi de dikkat çeken bir diğer nokta oldu.



OTPOR NEDİR?


'Otpor' Sırpça'da direniş anlamına geliyor. Kendilerine direniş anlamında 'Otpor' ismini veren Sırp Gençlik Örgütü ilk olarak Sırbistan'ta Miloseviç'in devrilmesinde aktif olarak rol oynadı. Slobodan Miloseviç rejimi sırasında bir grup öğrenci tarafından kurulan bu örgüt daha sonra hükümetleri devirmek amacıyla birçok ülkede eylemler düzenlemeye başladı. Örgütlenmek için sosyal medyayı etkin olarak kullanan örgüt, basit ama etkili bir yöntem olan kara mizaha başvuruyor. Telefon, sloganlar, sokak mizahı da kullandıkları yöntemlerden birkaçı. İlham aldıkları kişiler Gandhi, Martin Luther King ve bir Amerikalı akademisyen, şiddet karşıtı direnişin gurusu Gene Sharp.

Taksim Gezi Parkı eylemlerinin Sırp Otpor örgütü ile ilişkilendirilmesinin en önemli nedenlerinden biri, Türkiye genelinde son bir hafta içerisinde sıkça gördüğümüz tencere-tava çalma, yerlere yazı yazma, sosyal medyada yalan haberlerin yayılması, sosyal medya örgütlenmesi hatta duran adam eylemleri gibi pek çok eylemin, Otpor Örgütü'nün ilham aldığı Gene Sharp'ın 198 Pasif Eylem Metodu'nda aynen yer alması.

Otpor'un adı Gürcistan, Ukrayna, Mısır'daki halk hareketlerinde adı geçtiği gibi örgütün, "Occupy Wall Street" eylemlerinde de başı çektiğini söylemek mümkün. Hatta Gezi eylemlerinde kullanılan semboller OTPOR tarafından çeşitli olaylarda kullanılmış sembollere benzemesiyle dikkat çekiyor.